Atatürk, Karl Marks, Çölaşan, Perihan Mağden* | Kaynama Noktası

Atatürk, Karl Marks, Çölaşan, Perihan Mağden*

Pts, Eki 6, 2008

Siyaset

Atatürk, Karl Marks, Çölaşan, Perihan Mağden*

Bugüne kadar Marksist olup da ’ü sevdiğini söyleyen birisi ile karşılaşmadım, böyle bir beyan okumadım ve duymadım. Dikkat ediniz “solcu”, “sosyalist” demiyorum; “Marksist” diyorum.
Bugüne kadar bir Marksist’i karşısına alıp “ Marks’a hayransınız, onun ideolojisini benimsemişsiniz ve Türkiye’de Marksizmi uygulamak istiyorsunuz; ama o adam bir ateist, bir Alman ve üstelik Yahudi; Atatürk varken neden bu tercih?” diye bir Marksist’i hesaba çeken bir gazeteciye tanık olmadım.
Bugüne kadar gene Marksizmin değişik bir versiyonu olan Mao Çe-Tung’un düşüncelerine dayanan (Maocu) birine “sen neden Atatürk’ü sevmiyorsun; üstelik hem Türklerin tarihi düşmanı Mao’ya hayransın, hem Çin komünistisin, oysa Atatürk ‘komünizm bir yılandır, görüldüğü yerde başı ezilmelidir’ demiş” diye hesap soran birini görmedim, duymadım, okumadım. Bugüne kadar “bebek katili”ne ve onun için mitinglerde “yaşasın” diye bağıranlara, terör örgütüne “terör örgütü demeyeceğiz.” diyenlere Atatürk’ü niçin sevmiyorsunuz diye bir soru sorulduğunu duymadım, okumadım. Bugüne kadar bir masona sen niçin Atatürk’ü sevmiyorsun, diye bir soru sorulmamıştır, sorulamamıştır. Ama, Marksist Tahir’in Yorgun Savaşçı adlı romanından hareketle yapılan filminin yakıldığını biliyorum. Siz de biliyorsunuz. Bu romanın Kemal Atatürk’le ne ilgisi mi var, dediniz? Çok ilgisi var. Okursanız görürsünüz. Bu kadar mı, hayır. Nazım Hikmet, Kurtuluş Savaşı Destanı’nı yazmasına rağmen “Beni Stalin yarattı.” sözünü söyleyen bir kişi olarak Atatürk’ü sevmez. Aksine Atatürk’e hakaret amacıyla yazdığı şiirle meşhurdur Nazım Hikmet. Komünist kesim Suphi ve arkadaşlarının öldürülme olayının ardında Atatürk olduğuna inanır, bunu 15’lerin katli diye tanımlayıp Atatürk’e olan öfke ve kinlerini dile getirirler. Bu duygu ve yargının yaygınlaşmasında Nazım Hikmet’in büyük bir rolü vardır; zira Nazım, Atatürk’ü aşağılayan şiirini bu olaydan sonra yazmıştır. Atatürk zamanında (1938’de) orduyu ve donanmayı isyana teşvik ettiği için 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılan, cezası Askeri Yargıtay tarafından onaylanan ve vatandaşlıktan çıkarılan bir kişi için bu gayet doğaldır, diyeceksiniz.
Eğer birisi çıkıp da “ben hem komünistim hem Atatürk’ü seviyorum, Atatürkçüyüm” diyorsa bilin ki ona Atatürk’ün komünist olduğu söylenmiştir ve o da buna inanmıştır. O kişiye Milli Mücadele yıllarında Rusların Türk ordusuna hem asker hem de silah ve parasal olarak yardım ettiği, Atatürk’ün TKP’nin kurulmasına izin verdiği söylenmiştir.
Buradan çıkan bir sonuç var ki bu ülkede bir tane Atatürk yoktur. Birkaç tane Atatürk vardır ve kişiler Atatürkçü olduklarını söylerken bu üretilmiş ve yeniden dizayn edilmiş Atatürkçülüğü kasteder.
Nedir onlar? Dediğim gibi bu üretilmiş Atatürkçülükten birisine göre Atatürk komünisttir. İlkelerden Devletçilik, Halkçılık, Laiklik ilkeleri bu çevrenin dayanaklarıdır.
Komünizme karşı olanlara göre Atatürk komünist değildir; çünkü o komünizmi başı ezilmesi gereken bir yılan olarak tarif etmiştir. Atatürk onlara göre bir Türk milliyetçisidir. Onların argümanları ise “Ne mutlu Türküm diyene.” vecizesidir, ortaya attığı Türk Tarih Tezi, Güneş Dil Teorisi bunun delilidir. 12 Eylül öncesinde komünistler ve ülkücüler bu argümana göre konuşlandırılmıştır.
Kim kaldı Atatürksüz geriye? İslâmcılar. Onların ayrıca bir Atatürk figürü üretmelerine gerek yoktu. Onlara göre Atatürk İslâmcı değilse bile halkın inancına değer veren bir devlet adamıdır. Kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Meclis’ini 23 Nisan 1920, Cuma günü Hacıbayram Camii’nde kılınan Cuma namazından sonra açmıştır. Zaten yeni kurulan devletin anayasasında “Türkiye Devletinin dini din-i İslâmdır.” yazmaktadır. Hilafet kurum olarak “TBMM’nin manevi şahsında mündemiçtir.” Yine başkanı olduğu TBMM’nin iki başkan yardımcısından birisi Mevlevi, diğeri Bektaşi tarikatlarının müntesipleri ve şeyhleridir. Atatürk, camide minberden cuma günü cemaate hutbe okuyan ilk ve tek cumhurbaşkanıdır. O, 7 Şubat 1923’te Balıkesir Paşa Camii’nde Cuma hutbesi okumuştur.
“Ey millet Allah birdir. Şanı büyüktür Allah’ın selameti, atifeti ve hayrı üzerimize olsun. Peygamberimiz Efendimiz, Cenab-ı Hak tarafından insanlara hakayık-ı diniyyeyi tebliğe memur ve resul olmuştur. Kanunu esasisi, cümlemizce malumdur ki, Kur’an-ı Azimüşşan’daki nusustur. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz, son dindir. Ekmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa ve hakikate tamamen tevafuk ve tedabuk ediyor. Eğer akla, mantığa ve hakikate tevafuk etmemiş olsaydı, bununla diğer kavanin-i tabiiyye-i ilahiyye beyninde tezat olması icabederdi. Çünkü bilcümle kavanin-i kevniyyeyi yapan Cenab-ı Haktır.”
Hatta denilebilir ki hutbeden alınan bu parçaya göre Atatürk; Batı’nın bilimi (pozitivzm), akılcılık (rasyonalizm) ve tabiat kanunları ile (kevni kanunlarla) ilahi kanunları birleştiren, meczeden modern bir İslâmcıdır. Çünkü bu düşünceler Tanzimat’ta Namık Kemal ve Cumhuriyet döneminde de Bediüzzaman’dan tutunuz, Akif’e kadar birçok İslâmcının savunduğu görüşlerdir. Ayrıca Atatürk, eşi tesettürlü bir Cumhurbaşkanıdır.
Ama Türkiye’de ipleri ellerinde tutanlar sağcıların, solcuların, komünistlerin ürettikleri Atatürkçülüğe bir şey demedi, buna karşılık dinle barışık bir Atatürk portresinin öne çıkmaması için ellerinden gelen her şeyi yaptılar.
Erbakan Hoca’nın “Atatürk yaşasaydı Millî Görüşçü olurdu” sözüne o kesim tarafından ısrarla karşı çıkıldı. İnönü’den sonra din olgusu özellikle Atatürk’e karşı konumlandırıldı, konuşlandırıldı. Hatırlıyorum, 90’lı yılların başında Rönesans dergisi İslâm’la barışık bir Atatürk portresi çizmeye çalışmıştı, hemen elbirliği ile boğuldu bu girişim.
Öteden beri söylüyorum, Türkiye’de insanlar ateist olabilir ve bu, bir sorun da oluşturmaz. Sorun, inanç yapısı ne olursa olsun, bir kişinin gerçek kimliğini gizleyerek ve Atatürk’ün arkasına saklanarak kişisel inanç ve görüşlerini Atatürkçülük olarak dayatmasından kaynaklanmaktadır. “Atatürk olsaydı böyle yapardı, o böyle düşünürdü.” diyerek katı bir despotizm uygulayan bu anlayış, kendisine karşı çıkmayı Atatürk’e karşı çıkmakla eşitlemekte ve cezalardan ceza beğen demektedir.
Hemen bakalım bu resme. Ne görüyoruz? Şunları:
Kendini Din’in (buradaki din İslâm anlamındadır) karşısına konuşlandıran ve konumlandıranlar, gösterdikleri fiziksel, ruhsal, psikolojik şiddeti haklılaştırmak için gayet karanlık bir manzara çizmeye çalışıyor. Buna göre kişinin “İnancım, İslâm dini, Kitab’ımız Kur’an, ilkelerimiz Peygamberimizin ilkeleri, filan demesi yeterli malzeme sağlamadığı için; bu yaşantı ve talepler hemen “dinci” kavramıyla değiştiriliyor.
Karşımızdaki kişi dindar, inançlı bir kişi olmaktan çıkıyor, böylece “dinci” oluyor.
Sonra “dinci” gidiyor yerine “şeriatçı” geliyor. Ki; dini inanışlarını kamu alanına taşımak suretiyle o kişi şeriatçılık yapmış oluyor.
Eğer bir kişi şeriatçı ise Atatürk’e ve Atatürk ilke ve inkılaplarına karşıdır, bu peşin yargı öncekilerin yanına oturtuluyor. “Dincilerin ve şeriatçıların öncelikli hedefi laikliği ortadan kaldırmak” oluyor böylece.
Bu kadar cürüm cezalandırılmaya yeterli bulunuyorsa da gösterilecek şiddeti haksız kılar varsayımından hareketle bir de bunlara siyasi bir örtü de gerekiyor. Türk siyasetinde CHP ve türevlerinin dışında kim olursa olsun, verilen oy aydınlanmaya, pozitivizme, rasyonalizme, laikliğe kısacası paradigmaya karşı olarak algılanıyor. O, oyunu dine dayalı bir rejim özlemi içinde olan partilere vermiştir, diye düşünülüyor. Bu bile yeterlidir suçlanmaya. Eğer buna bir de “kökü dışarıda” menfez uydurabilirseniz –artık Taliban mı olur, Humeyni mi olur o konjonktüre göre değişir; bundan iyisi Şam’da kayısı.
Bakıyoruz son olayda Humeynicilik imdada yetişmiş.
İsmet Özel, bir konuşmasında “1950–1960 arasında Cumhuriyet Halk Partisinin Ticaniler aracılığıyla Demokrat Partiye karşı kullanmak üzere siyasal İslâm ürettiğini” söylüyor. Demek ki ürettiklerini tüketime sokmayı da ihmal etmemişler. O günlerde Pilavoğlu mahkum ediliyor.
Onun için diyoruz ki bu seçenekte isim yeri değişkendir. Kafanıza, konjonktüre göre bir isim bulursunuz; Nurcu, Nakşibendi, Ticani filan… Değişkendir, dediysek o kadar uzun boylu değil; bu isimler kesinlikle Alevi, Bektaşi, Mevlevi olamaz.
Kare tamamlanmıştır ama siz isterseniz ve işi garanti altına almak istiyorsanız işin içine biraz para da bulaştırabilirsiniz. Bunu da yaptınız mı artık yağlı ipi hak ettiniz. Çünkü karşımızdaki kişi:
* Dincidir, şeriatçıdır.
* Atatürk’ü sevmemektedir.
* Laikliğe aykırı eylemlerin odağı halindedir.
* Humeyni hayranıdır. (Yerine göre Taliban, El-Kaide, Ticani, Nurcu, Nakşibendi vs.)
Biraz parası, pulu da varsa ve o günlerde bir de pompalı silah satışları artmışsa bütün kareleri dolmuştur bulmacanın.
Yağlı ip muhabbetine; gazete köşelerinde, radyo ve televizyonlarda, internet sayfalarında ve hatta Meclis’te istediğiniz kadar sövgü, hakaret ekleyebilirsiniz; öfkeniz dinmedi mi, dar ağacını hazırlayın. Demek Humeyni’yi seviyorsun ha?
Humeyni’yi sevdiğini söyleyen kızlara sorsanız; Humeyni de devlet başkanıdır Atatürk de. İkisi de monarşiyi yıkmıştır. Şah Rıza Pehlevi, Humeyni İran’a dönmeden ülkesinden “kaçmıştır”; Türkiye’de Saray erkanı yurt dışına sürülmüştür ama eski yöneticiler her iki devlet kurucusu tarafından saf dışı edilmiştir, yerine halk yönetimi Cumhuriyet kurulmuştur. “Devlet başkanı ve kurucusu olmak” bakımından her iki kişi de ortaktır kızlara göre. Buraya kadar anormal bir şey görünmüyor. Ama bundan sonrasında işler karışıyor.
Anlaşılıyor ki Humeyni eğer İslâm Cumhuriyeti değil de Baas rejimi kursaydı sevilmeye layık olacaktı. Hatta Türkiye’nin MDD’cilerinden ilham aldığı bile söylenirdi o zaman.
Bizde halkı devrime razı edemeyenler ve halk oyu ile yönetimi ele geçiremeyenler, ya orduyu isyana teşvik eder Nazım gibi, ya da komünist fikirlerini (Suriye, Mısır, Irak Baasçılığında olduğu gibi) darbecilik ve cuntacılık yolu ile yönetime taşımak ister. Adı MDD’cilik olur bizde. Ordu tepki göstermesin diye de yukarıda özetlendiği gibi gençlere Atatürk’ün komünist olduğu kabul ettirilir. Böylece Atatürk adına Baas rejiminin yolları açılmış olur. Ama olmadı. Bütün halk hareketlerinin stratejilerini alt üst eden Humeyni, 20.yüzyılda bir halk hareketi ile monarşiyi devirmiş ve güzelim teorileri yerle yeksan etmiştir. Çünkü sanılıyordu ki devrim –ki İran’daki devrimin adı aynı zamanda “dam devrimi”dir- sadece Çin’de olur, Rusya’da olur. Üstelik tamamen sivil bir devrim.
Hatırlıyorum Turgut Özal bu siyasi gücü ve organizeyi kast ederek “Devrim diye ben İran devrimine derim.” demişti ve gene bu kızcağızların gördüğü tepkiye benzer bir tepki ile karşılanmıştı.
Fıkra anlatmak kimin hakkı
Bir televizyon kanalında iki tesettürlü kızımızın söylediklerini bu açıklamalar ışığında değerlendirirken; ben konu ile ilgili başka bir duruma dikkatinizi çekeceğim. Türkiye öyle bir ülke ki bir söz “söz” olarak değer taşımaz. Ne söylendiğine değil, kimin söylediğine bakılır öncelikle. Bu konunun en ilginç örneği Atatürkle ilgili bir fıkradır.
2007 Mart’ının başlarında İstanbul-Mimarsinan Belediye Başkanı Cuma Bozgeyik bir fıkra anlatmış bir gezi esnasında. Fıkra hemen televizyonlara sesli olarak servis edildi. Hürriyet yazarı Çölaşan televizyondan rica etmiş ve deşifre edilmiş halini istemiş fıkranın.
Televizyoncular da o fıkrayı vermişler kendisine. Çölaşan 3 Mart 2007’de sütununda o fıkrayı yayımladı. Bendeniz o fıkrayı buraya almayacağım, ben Emin Çölaşan değilim, ne olur ne olmaz. (Tabii, Çölaşan’ın yaptığı iş gazetecilik olduğu için, onun bu fıkrayı yazılı olarak yayması suç teşkil etmedi.)
Nazlı Ilıcak ise şöyle işaret edip geçti
Nazlı Ilıcak, “Hatta Demirci Mehmet Efe ile Atatürk arasında geçtiği söylenen o meşhur hikâye bile, yakasını, 5816 sayılı yasadan kurtaramamıştı. Atatürk’ü bambaşka hayal eden Demirci Mehmet Efe’nin, onun, kısa boyunu ve ince sesini duyduktan sonra, bir de şekerli kahve istemesi üzerine “Bunu bana yapmayacaktın Paşam” dediği rivayet edilir. Bu çok sempatik fıkra dahi mahkemeye düşmüştür.” diye özetler.
Yazının sonunda Çölaşan şöyle diyor:
“Adam tümüyle yutturuyor. Kuşadası’nda tren olduğunu, istasyon olduğunu söylüyor. Kuşadası’na tren getiriyor! Ama daha da önemlisi, Atatürk’ü hangi iğrenç ve aşağılayıcı kavramla özdeşleştirdiği!.. Atatürk düşmanlığını milletten korkup açıktan yapamayanlar, böyle sinsi yöntemlere başvuruyorlar. Şimdi İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’ya soruyorum: Kendi partinizden olan bu belediye başkanı hakkında işlem başlattınız mı? Başlatmayı düşünüyor musunuz? Aynı soruyu Adalet Bakanı Cemil Çiçek ve cumhuriyet savcılarına da soruyorum.” Bunun üzerine CHP İzmir Milletvekili Erdal Karademir, Atatürk ile ilgili fıkra anlatan Mimarsinan Belediye Başkanı AKP’li Cuma Bozgeyik’e sert karşılık verdi. Bazı CHP milletvekilleri televizyonlarda bu fıkranın Cuma Bozgeyik tarafından özel olarak uydurulduğunu söyledi. CHP’liler protesto eylemleri düzenledi. Belediye Başkanının yurt dışına çıkması yasaklandı. AKP bu belediye başkanını partiden kesin ihraç istemiyle disipline verildi. Cuma Bozgeyik hakkında dava açıldı. Parantez içinde hemen soralım şimdi: 1937’den başlayarak 45’e kadar İsmet İnönü gerçekten Atatürk’ü seviyor muydu? Geçelim mi dediniz, dediğiniz gibi olsun. Bir soru daha: Peki ’in Radikal’deki köşesinde “Yapı Kredi’nin Salı Toplantıları’nda yazdığı peynir kitaplarıyla ünlü olan bir bey, sesimi duyunca bir Mustafa Kemal fıkrası anlattı. Bildiğiniz üzere Atamız’ın da sesi tizdi. Fıkra da “Bari şeker istemeseydiniz paşam!” fıkrasıydı. (Çok ısrar ederseniz ilerde anlatırım.) Son soru: Pekiyi, bu fıkra bir emekli general tarafından bir kitaba alınmışsa ne dersiniz? Bakınız: Askerler de Güler, Orgeneral (E) M. Hikmet BAYAR, K. K. Basımevi-ANKARA, 1998. Bu kitabı da gördükten sonra şöyle diyeceksiniz: Atatürk hakkında fıkra anlatmak; Emin Çölaşan’a, Mağden’e ve emekli generallere mahsustur. Pekiyi, vatandaş Cuma Bozgeyik’e ne oluyor dersiniz? Öncelikle hakkında dava açılıyor, mahkemelik oluyor. AKP, bu üyesini disipline veriyor, partiden ihraç ediyor. Başkan’a yurt dışına çıkma yasağı uygulanıyor. Gazete ve tv.lerde uğradığı hakaret de cabası. Önümüzdeki dönemde kuvvetle ihtimal aday filan değildir.
* Köşe yazarlarının gündemi takip etme ve gündemle ilgili yorum yapma gibi bir zorunlulukları vardır. Ben köşe yazarı olmadığım için gündemimi kendimce belirliyorum ve bugün gündemden düşen bir konuyu ele almak istiyorum. Biliyorsunuz iki tesettürlü kız bir televizyon programına davet edilmiş ve onların Atatürk ve Humeyni karşılaştırmaları gündeme “bomba gibi” düşmüştü. Bu yazı ilgili olay bağlamında yazılmıştır.
Kaynak: Kamil Yeşil, Milli Gazete

, , , , , , , ,

Yazar:

- 68 yazı Kaynama Noktası.

Hayatta en zevk aldığım şey ağaç gölgesinde yatmaktır.

5 Yorumlar

  1. bülent burma der ki:

    KARL MARX ateist diyosun ozaman nasıl YAHUDİ(MUSEVİ) OLUYO?

  2. Jawussjan der ki:

    yahudi ırktır, musevi (hz.musa’nın yolundan giden) dindir.

  3. özgün der ki:

    Mustfa Kemal bağımsızlığın simgesi ancak karl marx komunist
    düşüncesi tüm dünyayı etkisi altına alırken sizin bu yorumları yapmanız gülünçtür…marx toplumların kökenine ve tarihsel metaryalizmle çelişkileri ortadan kaldırmıştır..

  4. YIMAZ GÜNEY der ki:

    tarih devrimler tarihidir. insanlık tarihine bakın.
    1) İLKEL KOMUNAL TOPLUM=^YANİ İLKEL YASAMIN OLDUGU ERKEKLERIN AVCILIK YAPTIGI KADINLARIN TOPLAYICILIK YAPTIGI MAGARALARDA YASANDIGI AMA HERKESIN GETIRDIGI YIYECEKLER GETIRILIR VE HERKES ORATAK PAYLASIRDI.
    2)KOLECI TOPLUM=^KOLELIGIN OLDUGU TOPLUMUN EFENDI(TANRIDAN GUC ALAN) VE KOLE OLARAK SINFALNDIRILDIGI VAHŞİ BİR İNSANLIK DUZENIDIR.
    3) FEODAL TOPLUM=^YINE MONARŞIK YAPIDA OLAN BU DUZENDE DIN KURALLARI EGEMENDIR ŞERİ KANUNLAR GEÇERLİDİR. TOPLUM PADİSAH AĞA KÖYLÜ KRAL SOYLU GİBİ FARKLI ISIMLER VERILEN SINIFLANDIRMALARA AYRILMISTIR. ORNEĞİN OSMANLI İMPARATORLUĞU, RUSYA ÇARLIĞI, ROMA İMPARATORLUĞU..VS
    4)^KAPİTALİST TOPLUM=^ SANAYİNİN GELİŞMESİYLE ARTIK AĞANIN PATRON OLDUĞU KÖYLÜNÜN İSE İŞÇİLEŞTİĞİ AMA SINF FARKININ DEVAM ETTİĞİ DÜZENDİR.

  5. YIMAZ GÜNEY der ki:

    parça parça anlatıyorum çünkü bu bu konu ve soru çok köklü ve uzun bi konudur. Ayrıca en kaba en özet haldlr benım anlatmaya calıstıgım konular. mutlaka okumalar yapılması lazım.
    Simdi öncelike ilk soruya gelelim ve sırayla devam edelim..
    SOSYALİSTLER,KOMÜNİSTLER HEP İLERLEMEDEN YANADIR. ÖRNEĞİN FEODAL TOPLUMDA YAŞIYOR OLSAYDIK VE KAPITALIZM ICIN MUCADELE EDENLER OLSAYDI ONLARIN YANIDA SAVASACAK OLAN ILK INSANLAR SOSYALISTLERDIR.. ORNEĞİN KURTULUŞ SAVAŞINDA SAVAŞAN LARINBIRÇOĞU KOMUNIST OLMASINA RAĞMEN EN ONDE OLMUSTUR… EMPERYALIZMDE SAVASTA HEP EN ONDEYIZ.. DEVRİMCİLİK
    DEĞİŞİMİ SAVUNMAKTIR. AMA DEĞİŞİM HER YÖNDE OLABİLECEĞİ İÇİN HER DEVRİMCİ SOSYALİST DEĞİLDİR. AMA HER SOSYALİST BİR DEVRİMCİDİR. ATATÜRK BİR DEVRİMCİDİR. İLERİCİ BURJUVA DEVRİMCİSİDİR AMA SOSYALİST DEĞİLDİR. OYUZDEN OSMANLIYA KARSI ATATURK ILERICI BIR DEVRIMCIDIR. AMA SOSYALIST TURKIYE YE KARSI ATATURKCULUK GERICIDIR…
    BUTUN SORUNLARIN KAYNAGI SINIF FARKIDIR.DIKKAT EDIN İLKEL KOMUNAL TOPLUM DISINDA SINIFLARIN HEP DEVAM ETTIGINI GORURSUNUZ.. ASLINDA DUNYADA TURKLERDEN INGILIZLEDEN ARAPLARDAN KÜRTLERDEN GIBI FARKLI KUTUPLARDAN DEGILDE ZENGINLERDEN VE FAKIRLERDEN OLUSUYOR! SIMDI SIZE BI KAC SORU SORACAĞIM. ISTERSENIZ ARAŞTIRIN!
    1) DUNYANIN KAYNAKLARININ DUNYA NUFUSUNUN 14 KATINA YETTIGINI BILIYORMUSUNUZ? BUNUN ANLAMI DUNYANIN NUFUSU BUGUNKU SAYISININ 14 KATI KADAR OLSA YINE HERKESE YETECEK KADAR KAYNAK VAR!!! AMA BIZIM DUNYAMIZDA INSANLAR ACLIK TAN OLUYOR! AMA BIZIM DUNYAMIZDA EKMEK ICIN SAVASLAR OLUYOR! AMA BIZIM DUNYAMOZDA VE ULKEMIZDE INSANLIK ACLIK SINIRINDA! AMA BIZIM ULKEMIZIZ KAYNAKLARININ SAHİBİSABANCILAR KOCLAR DA DAHİL TOPLAM 300 AİLEYE AİT!
    2)BUGUN DUNYAYI IRKLARA VE DINLERE BOLUYORLAR. PEKİ BOLUNEN KIM ZENGINLERMI FAKIRLERMI?! SIZ HIC SAVASLARDA SAVASAN ZENGINLER GORDUNUZMU? ORNEGIN SAVA NARALARI ATANALAR EMEKCILERI YOKSULLARI BIRBIRINE KIRDIRANLAR BUNLARDAN NELER RANT ELDE ETTILER MERAK ETMEDINIZMI HIÇ? ASIL ŞOK HABERİ SOYLUYORUM… BARZANİNİN SARAYINI MHPLİ İŞ ADAMLARI YAPIYOR!!! MUTLAKA ARASTIRIN!!1 ORNEGIN TUSIAD SIZ HIÇ BIRBIRINE SEN KURTSUN SEN ALEVİSİN DİE KAVGA EDEN PATRON GORDUNUZMU? YOKSULLARI SAVASA SOKAN VE BU SAVASTAN VİLLALARINA VİLLA KATAN BU ADAMLARDIR. OTURDUGU YERDEN PARA KAZANANLARDIR! TANSU CILLERIN OGLU ASKERLIGINI HAVUZ KENARINDA YAPMISTIR! TAYYIBIN OGLU CURUK ALDI VE AMERIKALARDA OKUYOR!! VS.. VS..

Yorumunuz nedir?

Additional comments powered by BackType