Bizim romantik salaklarla, pragmatik satılıklar; “Beyaz Saray’a siyah başkan”, “Sam amca gitti, Tom amca geldi” başlıklarıyla küresel illüzyon perdesine çük kadar fenerleriyle ışık tutmaya çalışıyorlar.
YANILIYORLAR..
Obama; Kennedy değil, bir anti Kennedy’dir.
Obama; zenci değil sistemin onayladığı bir “beyaz”dır.
Obama; küresel dalganın kıranı değil sörfçüsüdür
Ve en önemlisi…
Obama; ABD’nin üniterleştirilmesi projesinde sondan bir önceki duraktır.
Küresel elitin ten rengi, küredeki mazlumun çenesini yorarmış. “Obama çılgınlığı” zevzekliği Van’da 44. başkan için 44 koyun kurban edilmesine kadar vardı. Küresel illüzyon sahnesinde zenci bir elit , hem de Hervord kabalından onaylı bir elit “Dünyanın umudu” olarak pazarlanırken, perde arkasında ABD Hava Kuvvetleri, Afganistan 23, Gazze’de 6 sivili katletti.
Mazlumu Venezuella’da bulan Ece Temelkuran da, Washington’da şeyhinin dizi dibinde oturan Merve Kavakçı da bakın neler yazdı:
“Obama, zengin kızın fakir oğlanı sevmesidir. O Kunta Kinte’nin zaferidir. O, Kenyaspor’un dünyaya gol atmasıdır” (Ece Temelkuran)
“Tarih yazılıyordu; Allah Celle Celaluhu’nun kudreti bir kere daha tecelli ediyordu. Son 8 senedir dünyaya zulmeden bir adamın arkasından adı Barak H.Obama olan adam geliyordu” (Merve Kavakçı)
Peki, aşağıdaki sözler kime aitti derseniz:
“Tabi ki başkanı İsrail yanlısı olması yönünde etkileyecek. Neden yapmasın ki? Ne yani? O bir Arap mı? Beyaz Saray’da yerleri temizleyecek değil herhalde”
Bu sözler, Obama’nın başkan seçilir seçilmez ilk iş olarak Beyaz Saray (Ev) genel sekreterliği görevini teklif ettiği, göbek adı “İsrael” olan Rahm Emanuel’in siyonist terör örgütü Irgun’da görev yapmış babası Benjamin Emanuel’in Ma’ariv gazetesine verdiği demeçten.
Babası oğlunu bağlamaz demeyin. 1. Irak savaşında İsrail’e gidip kendisini bir askeri üsse canlı kalkan yapan, Clinton’u hem kendinin hem de dünyanın diline dolayarak rezil eden Monica Lewinsky ile tanışmasını sağlayan “Rhambo” lakaplı bir isimden söz ediyoruz. Ve bu isme “zenci” Obama tarafından ABD siyasi sisteminin en kilit kapısı olan Beyaz Saray Genel Sekreterliğini’nin kapısı teslim ediliyor. Başkan’a nefesi kadar yakın, Başkan’a tam erişimin kilit noktasına bir siyonist yerleştiriliyor.
Sonra da bizim romantik salaklarla, pragmatik satılıklar; “Beyaz Saray’a siyah başkan”, “Sam amca gitti, Tom amca geldi” başlıklarıyla küresel illüzyon perdesine çük kadar fenerleriyle ışık tutmaya çalışıyorlar.
YANILIYORLAR..
Obama; Kennedy değil, bir anti Kennedy’dir.
Obama; zenci değil sistemin onayladığı bir “beyaz”dır.
Obama; küresel dalganın kıranı değil sörfçüsüdür
Ve en önemlisi…
Obama; ABD’nin üniterleştirilmesi projesinde sondan bir önceki duraktır.
Bu projenin başlangıç vuruşu 11 Eylül saldırılarıdır.
“Pentagon’a yapılan saldırı, İkiz kulelere yapılan saldırının devamı mıydı, cevabı mıydı? “
sorusu hiçbir zaman cevaplanamadı ama 11Eylül’le beraber ABD kendi içinde derin sancılara neden olacak dönüşüm projesini başlattı.
ABD’nin korkuya ve bunun beslediği güvenlik paranoyasına dışarıdan çok içerinin ihtiyacı vardı. Sistemi merkezileştirme çabaları, güvenlik ve istihbarat altyapılarını tek elde toplama projeleri ile hız kazandı. 11 Eylül’ü “öngöremeyen” istihbarat servislerinin eli zayıflamıştı ve bu boşlukta Orwell romanlarından fırlama bir Anavatan Güvenliği Bakanlığı (Department of Homeland Security) kurularak, ABD’nin güvenlik ve istihbarat altyapısını konsolide etme çabasında kritik bir adım atıldı.
ABD ordusunu ülke içinde kullanmayı yasaklayan yüz yıllık yasalar ve prensipleri ortadan kaldıran yeni yasalar çıkarılırken; Katrina kasırgası ABD devletine kitle kontrolünde resmi ve özel orduları nasıl kullanabileceğini görme fırsatı tanıdı. Katrina, ABD için çok değerli bir provaydı.
Eyaletlerin kendilerine özgü güvenlik lojistiklerini ve bununla paralel veri altyapılarını tek elde toplamak adına, tek kimlik kartı projesi devreye sokuldu ve güvenlik eğitim programları üzerinden federal sistemlerin merkezle entegrasyonuna başlandı.
Bu yazıyı daha fazla dağıtmamak için örnekleri çoğaltmıyorum. Güvenlik ve istihbarat alanında yapılan bu çalışmaları ekonomi alanındaki merkezileştirme projesi takip etti. “Mortgage” sisteminin çökertilmesi ile başlayan ve küresel bir psikolojik savaşla desteklenen bu mükemmel fırtına, Keynezyen politikalar üzerinden ABD vatandaşları ile merkezi devleti birebir dirsek temasına sokarken, dağınık finansal yapıyı da yine devletçi/müdahaleci bir bakışla toparlama fırsatı sundu ve sunmaya devam edecek.
Geriye, ABD devletinin elindeki en büyük sorun olan demografik bomba kalıyordu ki işte beyaz dantelli zenci Obama bu noktada sahneye çıkarıldı; yanında kürenin yeni Carla Bruni’si Michelle ile birlikte.
ABD açısından ve dolayısıyla küresel sistemi kontrol eden güçlerin baş etmesi gereken en önemli demografik bomba ise, 2050 yılına gelindiğinde ABD’de beyazların zenciler, hispanikler ve Asyalılar karşısında azınlık konumuna düşeceği gerçeği.
ABD devletinin kendi “milleti” üzerinde yapması gereken konsolidasyon için, kitleler üzerinde “bizden biri” etkisi yapacak Obama, kiraladığı karizması ile küresel illüzyon sahnesinin en yeni ve en önemli figürü konumunda.
(Bu “karizmasını kiralayan lider” size birini hatırlatıyor mu?)
Bu sahneyi ilginç kılan; kendisini izleyen ulusal ve küresel kitle “bizden biri” gözyaşları arasında ağlaşıp işi 44 koyun kesmeye kadar vardırırken, Obama eski hamamın eski tasını gelenek olduğu üzere bir siyoniste teslim ediyor, hem de ilk geceden.
Tabi ki ABD halkı daha sosyal politikalarla rahatlayacak…
Tabi ki Bush’tan sonra Obama herkesin ağzında bir mentollü sakız etkisi yapacak.
Tabi ki adam zekası ve duruşuyla farklı bir portre çiziyor ve bu dünya siyasetine yeni bir soluk getirecek
ama o kadar.
Obama’nın kitlelere pazarlanan sloganı “ Change- We need” (İhtiyacımız olan değişim), küresel elitin hangi değişime, hangi oranlarda, hangi zamanlama ile ihtiyacı olduğunu belirleyeceği gerçeğini değiştirmeyecek. Bizler bu arada sahnedeki medyatik çifti izlemekle meşgul olacağız.
Fransa’da Sarkozy’nin yanına Carla Bruni’yi yerleştirenlerin, dişil gücü kullanma konusunda ne kadar ustalaştığını Michelle ile daha net göreceğiz.
Aslında biz bu filmin bir versiyonunu kendi ülkemizde izliyoruz.
Müttefikler ve küresel güçlerle kendi dönüşüm projesi üzerinde uzlaşan devletimiz, kendi demografik bombalarını (İslamcılar ve Kürtler) Tayyip Erdoğan’ın kiralanan karizması üzerinden “bizden biri” etkisi altında nasıl etkisiz hale getirmeye çalışıyor ve üniterizmle federalizm arasında bir denge tutturmaya çalışıyorsa; ABD devleti de benzer bir proje ile meşgul.
Tek fark, küresel güçlerin, daha doğrusu küreselleşmeyi Atlantik üzerinden inşa etmeye çalışan güçlerin daha merkezi bir ABD’ye ve daha federal bir Türkiye’ye ihtiyacı var.
2012’ye yaklaşırken bu ihtiyaç ve bunun yaratacağı kaosun derinleştiğine şahit olacaksınız.
Bırakın Erdoğan’ın, Obama’nın bile Bush’laştığını göreceksiniz.
O yüzden bizim romantik salakların Obama ağlaşmalarını değil ama Sarah Palin salağının Alaska’da 2012 pankartları ile karşılanmasını ve bizim “Obama”nın , “Ben ne Bush, ne de Obama’yım” veryansınını ciddiye alın.
Küresel mutabakatın akredite uyuşturucu kapısı Van’da Obama için kurban edilen koyun sayısının 44 olmasını ciddiye almanız gerektiği gibi.
Tiyatroda nasıl “sahnede görülen tüfek oyunun sonunda mutlaka patlamalı” kuralı varsa, bu küresel illüzyon tiyatrosunun da “sahneye çıkarılan koyun oyun sonunda mutlaka kurban edilir” kuralı var. Obama, küresellerin ABD projesinde sondan bir önceki durak.
Son durağa geldiğimizde ise atılacak manşeti şimdiden tahmin edelim isterseniz:
“Ak koyun, kara koyun belli oldu”
Kaynak: Behiç Gürcihan – Açık İstihbarat










Yorumunuz nedir?
Additional comments powered by BackType